Ankara Büyükşehir rekabeti daraltırken titiz, sözleşmeyi denetlerken hoşgörülü!
Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Ahmet ÜNLÜ'nün yazısı...
Kamu yönetiminde bazı yanlışlar vardır ki yalnızca ortaya çıkan sonuçlarıyla değil, arkasındaki yönetim anlayışıyla da sorgulanmalıdır. Ankara Büyükşehir Belediyesinin hizmetleriyle bağlantılı araç kiralama ihaleleri hakkında Sayıştay tarafından yapılan tespitler tam da böyle bir duruma işaret ediyor.
Sayıştayın iki ayrı bulgusu birlikte değerlendirildiğinde, karşımıza son derece düşündürücü bir tablo çıkıyor. İhale aşamasında rekabeti daraltan şartlar, sözleşmenin uygulanması aşamasında aynı titizlikle takip edilmiyor. Peki, ihaleye katılmak isteyenlerden titizlikle aranan şartlar, ihaleyi kazanan yükleniciler söz konusu olduğunda neden aranmaz hâle geliyor? Daha önemlisi, bu uygulamalardan kamu mu, yoksa yükleniciler mi yararlanıyor?
Sayıştayın “Araç Kiralama İhalelerinde Rekabeti Engelleyici Hükümlere Yer Verilmesi” başlıklı ikinci bulgusunda oldukça önemli tespitler bulunuyor. 2024/1341335 ihale kayıt numaralı araç kiralama işinde, kiralanacak 20 aracın tamamının yüklenicinin kendi malı olması şartı getirilmiş. 2024/1684440 ihale kayıt numaralı diğer araç kiralama işinde ise 75 aracın tamamının 2023 ve üzeri model olması zorunlu tutulmuş.
İlk bakışta bu şartlar hizmetin kalitesini yükseltmek amacıyla getirilmiş gibi düşünülebilir. Ancak kamu ihalelerinde teknik şartların belirlenmesinde idarelerin sınırsız bir takdir yetkisi bulunmuyor. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 5 ve 12 nci maddeleri çok açıktır. Dolayısıyla bir şartın ihale dokümanına yazılmış olması, tek başına o şartı hukuka uygun hâle getirmiyor. Getirilen sınırlama işin niteliği bakımından objektif, gerekli ve ölçülü olmak zorundadır.
Sayıştayın tespitleri ise bu şartların gerekliliğini ciddi biçimde tartışmaya açıyor. Çünkü yapılan incelemede, her iki iş kapsamında da şartnamede aranan nitelikleri taşımayan ikame araçların onlarca gün kullanıldığı ve hizmetlerin yürütülmesinde herhangi bir sorun yaşanmadığının idare yetkililerince ifade edildiği belirtiliyor. Yani şartname hazırlanırken vazgeçilmez gibi gösterilen araç özelliklerinin, işin yürütülmesi sırasında vazgeçilmez olmadığı ortaya çıkıyor. Madem 2020 model araçlarla da hizmet sorunsuz yürütülebiliyor, neden bütün araçların 2023 ve üzeri model olması şart koşuldu yada yüklenicinin kendi malı olmayan araçlarla da hizmet verilebiliyor, neden 20 aracın tamamının yüklenicinin mülkiyetinde bulunması zorunlu tutuldu?
Bu soruların makul ve belgeli cevaplarının bulunması gerekiyor. Nitekim Sayıştay, Kamu İhale Kurulunun 2024/UH.II-1442 ve 2018/UY.II-576 sayılı kararlarına da atıfta bulunarak bu tür sınırlamaların rekabeti daraltıcı niteliğine dikkat çekiyor. Burada özellikle vurgulanması gereken husus rekabetin yalnızca ihale günü verilen tekliflerle ilgili olmadığı, şartnameye konulan gereksiz bir hükmün daha ihale başlamadan çok sayıda firmanın katılımını engellemesidir. Katılımın azalması ise kamu idaresinin daha ekonomik tekliflere ulaşma imkânını sınırlandırabilir. Kamu kaynaklarının korunması, yalnızca harcamaların denetlenmesiyle değil, ihalelere mümkün olduğunca çok sayıda nitelikli isteklinin katılabilmesiyle de mümkündür.
Şartnameye aykırı araçlar kullanılıyor ama ceza uygulanmıyor!
Sayıştayın “Araç Kiralama Hizmet Alımları Kapsamında Temin Edilen İkame Araçların Teknik Şartnamedeki Şartları Taşımaması” başlıklı üçüncü bulgusu ise ilk bulgudan daha düşündürücü bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü bu defa sorun yalnızca ihale şartlarının gerekliliği değil, getirilen şartlara uyulmaması karşısında idarenin nasıl hareket ettiğidir.
2024/1684440 numaralı ihalede bütün araçların 2023 ve üzeri model olması zorunlu tutulmasına rağmen, bazı hakedişlerde 2020 ve 2021 model araçların ikame araç olarak kullanıldığı tespit edilmiş. Üstelik teknik şartname, arızalanan veya hizmet dışı kalan aracın yerine aynı niteliklerde başka bir araç verilmesini öngörüyor. Buna rağmen yükleniciye cezai yaptırım uygulanmamış.
Diğer ihalede ise durum daha da dikkat çekici. 2024/1341335 numaralı ihalede araçların 2022 ve üzeri model, dizel yakıtlı ve yüklenicinin kendi malı olması şartları bulunuyor. Ancak Sayıştayın tespitlerine göre ikame araçlar arasında; 1- 2020 ve 2021 model iki araç, 2- Dizel yerine benzinli iki araç, 3- Hem benzinli hem de yükleniciye ait olmayan bir araç bulunuyor.
Bütün bunlara rağmen, şartnameye aykırılıklar nedeniyle yükleniciye herhangi bir cezai yaptırım uygulanmadığı belirtiliyor. Oysa ilgili sözleşmelerde, sözleşme hükümlerine uyulmaması hâlinde ilk sözleşme bedelinin on binde ikisi oranında ceza uygulanmasına ilişkin düzenleme bulunuyor. İşte asıl sorgulanması gereken nokta burasıdır. İhaleye girmek isteyen firmalara karşı tavizsiz uygulanan şartlar, ihaleyi kazanan yükleniciye karşı neden aynı kararlılıkla uygulanmıyor? Hayrola demek zorundayız.
Bir kamu idaresi, teknik şartnameyi istediği zaman dikkate alıp istediği zaman görmezden gelemez. İhale dokümanı yalnızca isteklileri elemek için kullanılacak bir araç değildir. İhaleyi kazanan yüklenici bakımından da bağlayıcıdır. Burada henüz hesaplanmış ve kesinleşmiş bir kamu zararından söz edilmiyor. Ancak sözleşmeye aykırılıkların yaptırımsız bırakılması, kamu alacağının korunması ve sözleşme denetiminin etkinliği bakımından ciddi sorular doğuruyor.
İki Sayıştay bulgusunun birlikte ortaya koyduğu temel sorun, kamu yönetiminde tutarlılık ve hesap verebilirlik meselesidir. Bir tarafta, ihaleye katılımı zorlaştıran ağır teknik kriterler bulunuyor. Diğer tarafta ise bu kriterlere uygun olmayan araçlarla hizmet verilmesine rağmen yaptırım uygulanmıyor.
Burada sormak gerekiyor: İhaleye katılmak isteyen firmalar, daha düşük model araçlarla da hizmet verebilecekleri gerekçesiyle teklif sunabilselerdi rekabet nasıl şekillenirdi? Bütün araçların yüklenicinin mülkiyetinde bulunması şartı aranmasaydı kaç firma daha ihaleye katılabilirdi? Daha fazla katılım sağlansaydı kamu idaresi daha uygun bedellerle hizmet satın alabilir miydi? Şartnameye aykırılıkları tespit etmesi gereken kontrol görevlileri hangi işlemleri yaptı? Hakedişler hangi kontrollerden geçirilerek onaylandı? En önemlisi, cezai şartların uygulanmaması nedeniyle kamu idaresinin tahsil edemediği bir alacak bulunuyor mu?
Bunlar cevapsız bırakılabilecek sorular değildir. Elbette bu tespitlerden hareketle herhangi bir kişiye veya firmaya usulsüz menfaat sağlandığı sonucuna doğrudan varılamaz. Bunun belirlenebilmesi için ihale dosyalarının, tekliflerin, hakedişlerin ve kontrol belgelerinin ayrıntılı incelenmesi gerekir. Ancak Sayıştayın ortaya koyduğu hususlar, böyle bir incelemenin neden gerekli olduğunu açıkça gösteriyor. Kamu yönetiminde asıl mesele, kuralların ne kadar ağır olduğu değil, herkese eşit ve tutarlı biçimde uygulanıp uygulanmadığıdır. İhale şartları, bazı firmaları kapıda bırakmak için değil, kamu hizmetinin en uygun koşullarla yürütülmesini sağlamak için vardır.
Ankara Büyükşehir Belediyesiyle bağlantılı araç kiralama ihalelerine ilişkin bu iki Sayıştay bulgusu, kamu yönetimi açısından önemli bir uyarı niteliğindedir. İhaleye katılmak isteyenlerden ağır şartlar aranırken, ihaleyi kazananların aynı şartlara uymamasının yaptırımsız bırakılması kabul edilebilir bir yönetim anlayışı değildir. Bir ihale şartnamesi rekabeti engelleyecek kadar katı, sözleşmenin uygulanması aşamasında ise etkisiz kalacak kadar esnek olmamalıdır. Siz de haklı olarak konser ihaleleri karşısında bunlarda ne ki diye soruyorsunuz.
Benzer Haberler
Ankara Büyükşehir rekabeti daraltırken titiz, sözleşmeyi denetlerken hoşgörülü!
Resmi Gazete'de bugün (01.10.2026)
Resmi Gazete'de bugün (31.10.2026)
Resmi Gazete'de bugün (30.10.2026)
Resmi Gazete'de bugün (28.10.2026)
Resmi Gazete'de bugün (27.10.2026)
Tarım ve Orman Bakanlığı 13 sözleşmeli personel alacak
1 milyon kişinin borcu silinecek