Telefon
WhatsApp
Bilirkişilik sistemi ıslah edilmeden sonuç sağlıklı çıkmaz!

Bilirkişilik İdari Yargının aksine Adli Yargının adeta mütemmim cüzi haline gelmiştir. Hakimler ve Savcıların kahir ekserisi bilirkişi raporu olmadan karar veremez hale gelmiştir. Bu nedenle dava dosyalarının ayrılmaz bir parçası ve büyük oranda kararda etkili olan bilirkişi raporları son zamanlarda tartışılmaya başlandı. Bu yazımızda konuyu genel hatlarıyla açıklamaya çalışarak öneriler sunmaya çalışacağız.

İdari Yargıdan ziyade Adli Yargıda bilirkişilik müessesesi dava dosyalarının adeta ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Konuların karmaşıklığının yanında uzmanlık gerektirmesi de bilirkişi raporlarını ön plana çıkarmaktadır. Elbette hakimlerin ve savcıların her konuda uzman olması beklenemez.

Bilirkişi seçimi ve görevlendirmesinde çok ciddi kriterlerin olduğunu söylemek mümkün değildir. Bilirkişiler büyük oranda mahkeme kalemlerince belirlenmekte ve hakim ve savcılarca da görevlendirilmektedir dersek ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Bu nedenledir ki kamuoyuna yansıyan kritik davalarda ortaya çıkan sonuçlar hepimizi şaşırtabilmektedir. Resmi raporların yanında dosyaya kazandırılan anlı şanlı isimlerden para karşılığı alınan özel görüşler davaların akibetini belirlemektedir.

Beyaza siyah diyen rapordan tutun da olayları ters yüz eden veya paranızın büyüklüğüne göre ısmarlama raporlara kadar her çeşit rapor havada uçuşmaktadır. Bu ortamda garibanların sonuca ulaşması biraz tesadüfe kalmaktadır.

Bilirkişilerin hazırladıkları teknik raporları hakimlerin veya savcıların anlaması oldukça zordur. Hele hele ihtisas mahkemelerinde bu durum daha da karmaşıktır. Hakim ve savcıların tarafların itirazları ile kısmen raporları anlamaları mümkünse de nihai karar genellikle bilirkişi raporlarına göre şekillenmektedir.

Böyle olunca da bilirkişilerin raporları önem arzediyor ve bunların farklı yollara sapmaları kolaylaşabiliyor. Raporların farklı saiklerle hazırlandığını ispatlamak oldukça zordur. Yanlışlık düşünüldüğünde zaten rapora itiraz müessesesi var ve işletilsin deniliyor. Hazırlanan bilirkişi raporlarında bariz hata ve kasıt olması halinde hiçbir yaptırımının olmaması yanlış yapanı adeta hem ödüllendiriyor hem de cesaretlendiriyor.

Bölge Kurulları ise mahkemelerin kararlarına etki eder diye şikayetlerde raporları uzmanlara göndermiyorlar ve içerik incelemesi yapmadan reddediyorlar. Böyle olunca da yanlış yapanın yanına kalıyor denilebilir. Bir de raporlar bonus karşılığı yanlış yapılmışsa yan ağla dön ağla. Eğer işlerin hızlanması ve doğru karar verilmesi isteniyorsa 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu elden geçirilmeli ve bilirkişilerin bariz yanlışlarının veya incelemeleri gereken hususları incelememelerinin Kurul tarafından ortaya çıkarılması halinde ağır yaptırımlar öngörülmeli ve doğrudan bu Kurulca dosya savcılıklara havale edilmelidir. 6754 sayılı Kanunda yaptırımlar elbette var ama çok muğlak ve ispatı oldukça zordur. Özellikle de rapor içeriğine girilmemesi yanlış yapan bilirkişileri cesaretlendirmektedir. Daha açık ifade ile hakem bilirkişiler tespit edilmeli ve şikayet halinde hakem bilirkişilerin görüşüne göre hareket edilmelidir.

Resmi bilirkişiler aynı zamanda özel raporlar da yazıyor

Resmi bilirkişilik yapanlar aynı zamanda özel raporda hazırlayabilmektedir. Bunda ne var ki diyenler çıkabilir. Ancak resmi bilirkişi raporu ile özel rapor yazanlar arasında irtibat olursa ya da birileri bu kanalı kullanırsa ortaya nasıl bir sonuç çıkacağını varın siz düşünün. Bu nedenle özel rapor yazanlara da sorumluluk getirilmelidir.

Özellikle belirli akademik unvan kullananlar olayları ters yüz etmede oldukça mahir olabilmektedirler. Olayın etik ve adalet boyutu ise yerlerde sürünebilmektedir. Bir kişi hem resmi hem de özel rapor yazıyor ve her ikisi de farklı farklı dosyalarda yer alabiliyorsa tarafların hangi yollara başvuracağını kestiremezsiniz.

Bir fakültenin aynı bölümünde görev yapan ve odaları yan yana olan iki akademisyenden birisi resmi rapor diğeri de özel rapor yazıyor. Her iki raporda aynı dava dosyasına girebiliyor. Ne kadar tesadüf değil mi? Mahkeme her iki raporu da itiraz üzerine kabul etmiyor ama rapor yazanlar hakkında hukuki süreçte başlatılmıyor. Bu kişiler hala mahkemelerde bilirkişilik yapıyorlar. Yani sistem bu kişileri dışlamıyor ve yakalanmadığı sürece sorun çıkmıyor. Yakalanınca da sadece raporları kabul edilmiyor ve bunlara bir şey olmuyor. Şayet ilgilenenler olursa bu kişilerin isim ve üniversitelerini verebilirim.

Öyle ki aynı büroda çalışanlardan tutunda her gün birlikte olan insanların aynı dosyada biri resmi diğeri özel rapor yazdıklarına şahit olunabilmektedir. Anlayacağınız bu iş büyük bir geçim kapısı ve sektör haline gelmiştir. Bir de bunların ortaklaşa çalıştıklarını düşünürseniz varın gerisini siz düşünün.

Bilirkişilik kurumu ıslah edilmeden adalet tesis edilemez

Elbette bilirkişiler tek başlarına dava sonucunu belirleyemiyorlar. Ancak sonuçta çok etkili olabiliyorlar. Şayet taraflardan birisi mali olarak çok güçlüyse resmi ve özel raporlarla sonucu büyük oranda lehlerine belirleyebilmektedirler. Davanın tarafları arasında bariz bir güç farkı varsa zayıf olanın işi oldukça zordur ve lehe karar çıkması imkansıza yakındır. Hakim nihayetinde dosyadaki bilgi ve belgeye göre karar verdiği için zayıf tarafın özel raporlara karşı görüş oluşturması neredeyse imkansızdır. Bir de konu teknikse hakimin rapora göre karar vermekten başka çaresi yoktur.

Özetlemek gerekirse Adalet Bakanlığının bilirkişilik kurumunu ıslah etmesi için çok ciddi bir süreç başlatması gerekiyor. Dünyayı yeniden keşfetmeye herhalde gerek yoktur. Gelişmiş ülkeler bu işi nasıl çözmüşse aynı yöntemin uygulanmasından başka seçenek olmasa gerektir.

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!