Bir yazı işleri müdürünün gözünden adalet teşkilatının görünmeyen kahramanları
Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Ahmet ÜNLÜ'nün yazısı...
Yıllarca zabıt kâtibi olarak çalışmış, bugün ise yazı işleri müdürü olarak görev yapan bir adliye çalışanının penceresinden adalet teşkilatının sorunlarına bakmaya çalışacağız.
ADALET HİZMETİNİN YÜKÜNÜ TAŞIYAN FARKLI MESLEK GRUPLARI VE ÇALIŞMA ŞARTLARI
Adalet hizmetinin yükünü taşıyan farklı meslek grupları arasındaki çalışma şartları, ücretler ve sosyal imkânlar arasında makul bir denge olup olmadığına bakalım. Yazı işleri müdürünün itirazı tam da burada başlıyor.
Müdür, hâkim ve savcıların çalışma şartlarının anlatıldığı kadar olumsuz olmadığı kanaatinde. İstanbul özelinde hâkim ve savcıların önemli bir bölümünün lojman imkânından yararlandığını, adliyelere servis bulunduğunu, bazı kamusal hizmetlerde kolaylıklar sağlandığını ve yıllık izinlerini büyük ölçüde adli tatil döneminde kullanabildiklerini ifade ediyor. Bunlara sağlık hizmetlerinde ve bazı sosyal tesislerde sağlanan imkânların da eklendiğini belirtiyor. Maaşlar bakımından da hâkim ve savcıların diğer adliye personeline kıyasla oldukça farklı bir gelir seviyesinde bulunduğunu vurguluyor. Ancak burada önemli bir hususun altını özellikle çiziyor: “Hâkim ve savcılar fazla kazanıyor” demiyor. Tam tersine; “Allah daha çok versin, yaptıkları işin karşılığıdır.” diyor. Bence meselenin doğru anlaşılması gereken noktası da burasıdır.
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere hâkim ve savcıların yaptıkları görev sıradan bir kamu görevi değildir. Bir insanın özgürlüğü hakkında karar veriyorlar. Milyonlarca liralık uyuşmazlıkları çözüyorlar. Ailelerin geleceğini etkileyen kararlar veriyorlar. Devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıklarda hüküm kuruyorlar. Bu nedenle ekonomik kaygılardan mümkün olduğunca uzak olmaları gerekir. Geçim sıkıntısı yaşayan, sürekli borç düşünen, çocuğunun okul masrafını veya ev kirasını hesaplayan bir hâkim modelinin hiç kimseye faydası olmaz.
Hâkim ve savcıların ekonomik ve sosyal güvencelerinin güçlü olması aynı zamanda yargı bağımsızlığının da unsurlarından biridir. Dolayısıyla onların maaşlarını tartışmak yerine başka bir soruyu sormamız gerekiyor: Adalet teşkilatının geri kalan çalışanlarının şartları neden aynı ölçüde iyileştirilmiyor? Zabıt kâtibi olmadan duruşma yürür mü? Soruların cevapları belli.
Mahkeme salonunda genellikle hâkimi görürüz. Savcıyı görürüz. Avukatları görürüz. Ancak adalet sisteminin görünmeyen büyük bir personel ordusu vardır. Yazı işleri müdürleri, zabıt kâtipleri, mübaşirler, icra personeli, kalem çalışanları… Dosyanın hazırlanmasından duruşma tutanağının tutulmasına, tebligattan müzekkereye, yeni hâkim ve savcıya yol göstermeye, kararın yazılmasından dosyanın kanun yoluna gönderilmesine kadar sistemin günlük işleyişinin önemli bölümü bu personelin üzerinden yürür. Bir zabıt kâtibi bazen sabahtan akşama kadar onlarca duruşmanın tutanağını tutar.
Hâkimi, savcıyı, avukatı, sanığı ve tanığı dinler. Ve bütün bunları aynı anda eksiksiz şekilde zabta geçirmek zorundadır. Üstelik yapılacak küçük bir hata dahi ciddi sonuçlar doğurabilir. Buna rağmen vatandaşın öfkesiyle de çoğu zaman ilk karşılaşan yine kalem personelidir. “Dosyam neden sonuçlanmadı?” “Tebligat neden çıkmadı?” “Kararım nerede?” sorularının muhatabı çoğu zaman hâkim değil, kalemdeki personeldir.
Yazı işleri müdürünün gönderdiği yazıda dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur. Zabıt kâtibi kira öder. Çoğu zaman lojmanı yoktur. Servisi yoktur. Kamusal hayatta özel bir önceliği bulunmaz. Duruşmada bazen hâkimin tepkisiyle karşılaşır. Koridorda vatandaşın öfkesini göğüsler. Avukatın acelesini dinler. Üst yöneticisinin baskısına maruz kalabilir. Bütün bunlara rağmen sistemin çarklarını çevirmeye devam eder. Bu nedenle asıl mesele şudur: Adalet hizmetinin bütün çalışanları yaptıkları işin ağırlığıyla orantılı bir çalışma ve ücret sistemine sahip mi?
Kamu yönetiminde ücret farklılıkları elbette olacaktır. Sorumluluğu daha fazla olanın daha fazla ücret alması doğaldır. Ancak ücret ve sosyal imkân farklılıkları çok fazla açıldığında kurumlarda başka problemler ortaya çıkmaya başlar. Aynı koridorda çalışan iki kamu görevlisinin biri lojmanda düşük maliyetle otururken diğeri maaşının önemli bölümünü kiraya veriyorsa; biri servisle işe gelirken diğeri her gün ulaşım masrafı ödüyorsa; birinin ekonomik şartları sürekli iyileştirilirken diğerinin sorunları yıllarca erteleniyorsa, bir süre sonra kurum içindeki aidiyet duygusu zarar görür. Çalışan şunu düşünmeye başlar: “Ben bu sistemin neresindeyim?” İşte dikkat edilmesi gereken yer burasıdır.
HÂKİM VE SAVCI GÜÇLÜ OLSUN AMA KÂTİBİ VE MÜDÜRÜ DE EZİLMESİN
Adalet sisteminin kalitesini yalnızca hâkim ve savcıların şartlarını iyileştirerek yükseltemezsiniz. Hâkim iyi olacak. Savcı iyi olacak. Ama zabıt kâtibi de iyi olacak. Yazı işleri müdürü de iyi olacak. Mübaşir de iyi olacak. İcra personeli de iyi olacak. Çünkü adalet hizmeti bir takım işidir.
Bir mahkemenin hâkimi ne kadar iyi olursa olsun kalemi işlemiyorsa mahkeme aksar. Dosya hazırlanmazsa duruşma yapılamaz. Tebligat çıkmazsa yargılama ilerlemez. Karar zamanında yazılmazsa dosya kapanmaz. Bu nedenle adalet teşkilatında yapılması gereken şey bir meslek grubunun imkânlarını diğerine karşı kullanmak değildir. Doğru yaklaşım; “Hâkim ve savcının hakkını koruyalım ama adliye personelinin hakkını da unutmayalım.” olmalıdır.
Adalet Bakanlığı’nın ve HSK’nın üzerinde düşünmesi gereken esas konu şu soruların cevabıdır. Adliyelerde çalışan personel kendisini ne kadar değerli hissediyor? Mesleğinde yükselme imkânı görüyor mu? Aldığı ücret yaptığı işle orantılı mı? Mobbing iddiaları nasıl ele alınıyor? Hâkim-savcı ile adliye personeli arasındaki ilişki sağlıklı mı? İş yükü adil dağılıyor mu?
Bunlar yalnızca personel sorunları değildir. Doğrudan doğruya adaletin kalitesini etkileyen sorunlardır. Çünkü huzursuz bir adliye personelinden kusursuz bir adalet hizmeti beklemek gerçekçi değildir.
Yazı işleri müdürünün gönderdiği yazının önemli bir tarafı var. Hâkim ve savcıların imkânlarını azaltmayı istemiyor. Tam tersine, görevlerinin öneminden dolayı iyi şartlarda çalışmalarının gerekli olduğunu söylüyor. Ama ardından haklı bir soru soruyor: Peki aynı adalet sisteminin yükünü omuzlayan diğer çalışanlar? Bence tartışılması gereken konu da tam olarak budur.
Adalet teşkilatında hâkim ve savcıların ekonomik ve sosyal güvenceleri güçlü olmalıdır. Ancak adalet sarayının kapısından içeri girdiğimizde yalnızca cübbeleri görmemeliyiz. O cübbelerin arkasında binlerce zabıt kâtibi, yazı işleri müdürü, mübaşir ve diğer adliye çalışanı vardır.
Adalet yalnızca karar verenlerin değil, o kararın verilebilmesi için sistemi ayakta tutan herkesin emeğiyle gerçekleşmektedir. Bu nedenle adalet çalışanları arasında yapılması gereken şey imkânları aşağı doğru eşitlemek değil; adalet teşkilatındaki çalışma şartlarını yukarı doğru yaklaştırmaktır.
Benzer Haberler
Bir yazı işleri müdürünün gözünden adalet teşkilatının görünmeyen kahramanları
Resmi Gazete'de bugün (26.09.2026)
Resmi Gazete'de bugün (25.09.2026)
Resmi Gazete'de bugün (24.09.2026)
Resmi Gazete'de bugün (23.09.2026)
Halen memur olarak çalışıyorum, Emekli Sandığı emeklisi eşimden dul maaşı alabilir miyim?
En düşük emekli aylığına ilişkin 7 kritik soru!
İsteğe bağlı sigortalı olmak dul aylığına engel midir?